Tahtta 1. Murat var, sene 1363, Hacı İlbey komutasındaki on bin kişilik ordu 60 bin kişiden oluşan ilk Haçlı ordusunu bozguna uğratıyor. İşte bize Balkanların kapısını açan bu zafer, Edirne’nin sınır köyünde bir resmî törenle kutlanıyor her yıl.
)
Sırpsındığı Zaferi’nin uzun yıllardır bir merasimle kutlandığı haberini almak, öldüğünü sandığımız meşhur bir yazarın aslında hayatta olduğunu öğrenmeye benziyor; küçük bir şaşkınlık, gülümseme, merak… Kulağımız daha yakın tarihlerden başka zaferlere, kurtuluş günlerine aşina; Çanakkale, 30 Ağustos, İstanbul’un Fethi, İzmir’in Yunan işgalinden kurtuluşu… Oysa şimdi, 646 yıl önceye dönmek lâzım, Osmanlıların ilk dönemine… Orhan Gazi’nin oğlu I. Murat Hüdâvendigâr, Edirne’ye doğru ilerliyor. Bizans halkı duymuş ki, hünkâr kendiliğinden teslim olan kaleyi asla yağma etmiyor, kimseyi esir almıyor. Üstelik kale kumandanı Meriç yoluyla Enez’e kaçmış, çaresiz teslim bayrağı çekiliyor. Edirne’nin fethi, bir şehrin fethinden öte anlamlar taşıyor. Ele geçirilen; Trakya’nın merkezi, Bizans’ın İstanbul’dan sonra ikinci şehri, Balkan yollarının birleştiği noktada, İstanbul-Viyana yolu üzerinde önemli bir askerî üs ve Avrupa’ya yerleştiğimizin vesikası… O günün Avrupa’sı bu ilerleyişten korkuyor elbette ve ilk Haçlı ordusunu topluyor.
BELEDİYE BANDOSUYLA BULGAR SINIRINA
Ortaokul yıllarında, ‘Sırp’ ve ‘sındığı’ kelimelerinin garip bileşimi hatırına aklımızda tuttuğumuz Sırpsındığı Zaferi işte bu korkunun eseri. Bugüne dönelim yeniden, 1363’ten 2007’ye... Papa V. Urban’ın teşvikiyle bir araya toplanan Macar, Sırp, Bosna krallarını ve Ulah prenslerini tedirgin bekleyişlerinde bırakalım. Kendisinden altı kat büyük orduyu bir gece baskınıyla dağıtmaya hazırlanan kahraman Hacı İlbey’in gözündeki zafer pırıltısına az sonra bakalım.
İki binlerin Edirne’sinde yağmurlu bir pazar günü… Rüstem Paşa Kervansarayı’nın penceresi kasvetli bir gökyüzüne açılıyor. İlk günlerdeki gibi yolcuları ağırlayan kervansaray, Sırpsındığı Zaferi’nden tam 191 sene sonra Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş. Merasimin yapılacağı köye kalkacak otobüsler kervansarayın az yukarısında, Selimiye Camii’nin az aşağısında, belediye binasının önünde bekliyor. Tören iptal edilir mi endişesi kısa sürüyor, meğer her yıldönümünde böyle yağmur yağarmış; ama zafer illâ kutlanırmış. Millî eğitim müdürlüğünden yetkililer, öğrenciler, öğretmenler, halk oyunları ekibi ve belediye bandosuyla yola çıkıyoruz. İstikâmet Bulgaristan sınırındaki köyümüz; Sarayakpınar…
Tunca Nehri’nin üzerinden, harap olmuş Osmanlı eserlerinin önünden geçip, eskiden Sırpsındığı adıyla bilinen bölgeye varıyoruz. Savaşın gerçekleştiği alanın bir bölümü Bulgar topraklarında şimdi. Vaktiyle saraya su gönderen Sarayakpınar’da hayat yok, köy sakinleri yaz biter bitmez Edirne’deki evlerine taşınmış. Kahvede oturan üç beş ihtiyar, bütün senenin en şenlikli vaktini, Sırpsındığı Zaferi kutlamalarını bekliyor gibi… Üşüyen öğrenciler soba başında ellerini ovuşturuyor, çaylar muhtardan, duvarda Atatürk’ten sözler: “Türkiye bir maymun değildir. Hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak ne de Batılılaşacaktır. Türkiye yalnızca özleşecektir.”
Belediye bandosu, kahvenin sıcağına sığınanları merasim alanına çağırıyor, sınır taburundaki askerler çoktan yerini almış, az evvel kahvede yorgun bekleşen ihtiyarlar ellerinde şemsiyeyle İstiklâl Marşı okuyor. Tören, tok sesli öğrencilerin kahramanlık şiirleri okuduğu, valinin günün anlam ve önemi üzerine konuşma yapmak üzere kürsüye davet edildiği bildik törenlerden biri. Fakat yine de Bulgaristan sınırında bir köyde, yağmur altında, titreten bir soğukta, üstelik pazar günü erken saatte, Hacı İlbey’in aziz hatırası önünde saygıya durmanın ‘gerçeküstü’ bir yanı var. Nitekim öğrencilerin birçoğu orada ne için bulunduklarını idrak etmiş değil; öğretmenlere kalırsa onları mazur görmeli, Sırp sındığı Zaferi altıncı sınıfta anlatılmıştı, oysa onlar lise birinci sınıftalar ve kuvvetle muhtemel bu tarihî mevzuu üç sene içinde unuttular.
Edirne’de I. Murat, Hacı İlbey ve Anadolu liselerinde okuyan ve yolları mutlaka Sarayakpınar Köyü’ne düşen öğrencilerin çok sonraları anlatacağı ve belki anlayacağı enteresan bir hatıra: Biz her sene Sırp Sındığı Zaferi’ni kutlamaya giderdik. Törenlerin kaç yıldır kutlandığını bilen yok; bir öğretmen: “Ben 18 yıldır buradayım, o günden beri kutluyoruz.” diyor. Belediye bandosundan bir müzisyen daha kıdemli, 20 yıldır bu törende trompet çalıyor. Bir diğeri 644 yıldır kutlandığını iddia ediyor, belli ki espri yapıyor. Zaferle yaşıt olabilir mi bu törenler?
SIRPSINDIĞI SAVAŞI ANITI
Sırpsındığı Zaferi töreni, Edirne Valisi Nusret Miroğlu ve 54. Mekanize Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Muharrem Yavaş’ın Sırpsındığı Savaş Anıtı önüne çelenk koymasıyla başladı. 1990 yılında Edirne Valisi Ünal Erkan tarafından yaptırılan anıtın üzerinde, yabancı tarihçilerin, Mithat Cemal Kuntay’ın, Edirneli Ruhi’nin ve Ali Yazıcıoğlu’nun yazılarından örnekler bulunuyor.
Buda benden ek bir bilgi olsun:
EN ESKİ TÖRENLER
Zafer törenlerinin en kıdemlisi, Muş’un Malazgirt ilçesinde yapılıyor. Türklere Anadolu’nun kapısını açan Malazgirt Meydan Muharebesinin bu yıl 936. yılı kutlandı. Üzerinden 644 yıl geçen Sırpsındığı Zaferi merasimini Kilis’te düzenlenen Mercidabık Zaferi (491. yıl) ile Preveze Deniz Zaferi (469) kutlamaları takip ediyor.
ALINTI
Sırpsındığı Zaferi’nin uzun yıllardır bir merasimle kutlandığı haberini almak, öldüğünü sandığımız meşhur bir yazarın aslında hayatta olduğunu öğrenmeye benziyor; küçük bir şaşkınlık, gülümseme, merak… Kulağımız daha yakın tarihlerden başka zaferlere, kurtuluş günlerine aşina; Çanakkale, 30 Ağustos, İstanbul’un Fethi, İzmir’in Yunan işgalinden kurtuluşu… Oysa şimdi, 646 yıl önceye dönmek lâzım, Osmanlıların ilk dönemine… Orhan Gazi’nin oğlu I. Murat Hüdâvendigâr, Edirne’ye doğru ilerliyor. Bizans halkı duymuş ki, hünkâr kendiliğinden teslim olan kaleyi asla yağma etmiyor, kimseyi esir almıyor. Üstelik kale kumandanı Meriç yoluyla Enez’e kaçmış, çaresiz teslim bayrağı çekiliyor. Edirne’nin fethi, bir şehrin fethinden öte anlamlar taşıyor. Ele geçirilen; Trakya’nın merkezi, Bizans’ın İstanbul’dan sonra ikinci şehri, Balkan yollarının birleştiği noktada, İstanbul-Viyana yolu üzerinde önemli bir askerî üs ve Avrupa’ya yerleştiğimizin vesikası… O günün Avrupa’sı bu ilerleyişten korkuyor elbette ve ilk Haçlı ordusunu topluyor.
BELEDİYE BANDOSUYLA BULGAR SINIRINA
Ortaokul yıllarında, ‘Sırp’ ve ‘sındığı’ kelimelerinin garip bileşimi hatırına aklımızda tuttuğumuz Sırpsındığı Zaferi işte bu korkunun eseri. Bugüne dönelim yeniden, 1363’ten 2007’ye... Papa V. Urban’ın teşvikiyle bir araya toplanan Macar, Sırp, Bosna krallarını ve Ulah prenslerini tedirgin bekleyişlerinde bırakalım. Kendisinden altı kat büyük orduyu bir gece baskınıyla dağıtmaya hazırlanan kahraman Hacı İlbey’in gözündeki zafer pırıltısına az sonra bakalım.
İki binlerin Edirne’sinde yağmurlu bir pazar günü… Rüstem Paşa Kervansarayı’nın penceresi kasvetli bir gökyüzüne açılıyor. İlk günlerdeki gibi yolcuları ağırlayan kervansaray, Sırpsındığı Zaferi’nden tam 191 sene sonra Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş. Merasimin yapılacağı köye kalkacak otobüsler kervansarayın az yukarısında, Selimiye Camii’nin az aşağısında, belediye binasının önünde bekliyor. Tören iptal edilir mi endişesi kısa sürüyor, meğer her yıldönümünde böyle yağmur yağarmış; ama zafer illâ kutlanırmış. Millî eğitim müdürlüğünden yetkililer, öğrenciler, öğretmenler, halk oyunları ekibi ve belediye bandosuyla yola çıkıyoruz. İstikâmet Bulgaristan sınırındaki köyümüz; Sarayakpınar…
Tunca Nehri’nin üzerinden, harap olmuş Osmanlı eserlerinin önünden geçip, eskiden Sırpsındığı adıyla bilinen bölgeye varıyoruz. Savaşın gerçekleştiği alanın bir bölümü Bulgar topraklarında şimdi. Vaktiyle saraya su gönderen Sarayakpınar’da hayat yok, köy sakinleri yaz biter bitmez Edirne’deki evlerine taşınmış. Kahvede oturan üç beş ihtiyar, bütün senenin en şenlikli vaktini, Sırpsındığı Zaferi kutlamalarını bekliyor gibi… Üşüyen öğrenciler soba başında ellerini ovuşturuyor, çaylar muhtardan, duvarda Atatürk’ten sözler: “Türkiye bir maymun değildir. Hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak ne de Batılılaşacaktır. Türkiye yalnızca özleşecektir.”
Belediye bandosu, kahvenin sıcağına sığınanları merasim alanına çağırıyor, sınır taburundaki askerler çoktan yerini almış, az evvel kahvede yorgun bekleşen ihtiyarlar ellerinde şemsiyeyle İstiklâl Marşı okuyor. Tören, tok sesli öğrencilerin kahramanlık şiirleri okuduğu, valinin günün anlam ve önemi üzerine konuşma yapmak üzere kürsüye davet edildiği bildik törenlerden biri. Fakat yine de Bulgaristan sınırında bir köyde, yağmur altında, titreten bir soğukta, üstelik pazar günü erken saatte, Hacı İlbey’in aziz hatırası önünde saygıya durmanın ‘gerçeküstü’ bir yanı var. Nitekim öğrencilerin birçoğu orada ne için bulunduklarını idrak etmiş değil; öğretmenlere kalırsa onları mazur görmeli, Sırp sındığı Zaferi altıncı sınıfta anlatılmıştı, oysa onlar lise birinci sınıftalar ve kuvvetle muhtemel bu tarihî mevzuu üç sene içinde unuttular.
Edirne’de I. Murat, Hacı İlbey ve Anadolu liselerinde okuyan ve yolları mutlaka Sarayakpınar Köyü’ne düşen öğrencilerin çok sonraları anlatacağı ve belki anlayacağı enteresan bir hatıra: Biz her sene Sırp Sındığı Zaferi’ni kutlamaya giderdik. Törenlerin kaç yıldır kutlandığını bilen yok; bir öğretmen: “Ben 18 yıldır buradayım, o günden beri kutluyoruz.” diyor. Belediye bandosundan bir müzisyen daha kıdemli, 20 yıldır bu törende trompet çalıyor. Bir diğeri 644 yıldır kutlandığını iddia ediyor, belli ki espri yapıyor. Zaferle yaşıt olabilir mi bu törenler?
SIRPSINDIĞI SAVAŞI ANITI
Sırpsındığı Zaferi töreni, Edirne Valisi Nusret Miroğlu ve 54. Mekanize Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Muharrem Yavaş’ın Sırpsındığı Savaş Anıtı önüne çelenk koymasıyla başladı. 1990 yılında Edirne Valisi Ünal Erkan tarafından yaptırılan anıtın üzerinde, yabancı tarihçilerin, Mithat Cemal Kuntay’ın, Edirneli Ruhi’nin ve Ali Yazıcıoğlu’nun yazılarından örnekler bulunuyor.
Buda benden ek bir bilgi olsun:
EN ESKİ TÖRENLER
Zafer törenlerinin en kıdemlisi, Muş’un Malazgirt ilçesinde yapılıyor. Türklere Anadolu’nun kapısını açan Malazgirt Meydan Muharebesinin bu yıl 936. yılı kutlandı. Üzerinden 644 yıl geçen Sırpsındığı Zaferi merasimini Kilis’te düzenlenen Mercidabık Zaferi (491. yıl) ile Preveze Deniz Zaferi (469) kutlamaları takip ediyor.
ALINTI