Pansalvizm

raltar Çevrimdışı

raltar

Super Moderator
Panslavizm, Orta ve Doğu Avrupa’da yaşayan Slavların ortak etnik geçmişinin kabul edilmesini ve bu Slavlar arasında kültürel ve siyasal birlik sağlanmasını amaçlayan bir hareket olarak 19. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkmıştır.

İlk olarak Panslavizm tabirini 1826 yılında Slovak yazar J. Herkel kullanmıştır. J. Herkel, Panslavizm’i Slav dili üzerine Latince kaleme aldığı bir eserinde kullanarak ilmi literatüre sokmuş ve dolayısıyla bu sözün sonraları siyasi bir terim olarak ele alınmasına yol açmıştır. Panslav düşünce, başlangıçta Rusya dışında, daha ziyade Avusturya-Alman egemenliği altında bulunan Slav halklar arasında edebi ve felsefi bir akım olarak doğup gelişmiştir. Aynı şekilde Herkel gibi, Çek tarihçi Palacky ile yine Çek şair Kollar (1793-1852) de Çek milli hareketi ve Slavcılık akımı üzerinde benzer etkide bulunmuşlardır.

Gerek Slav halklar arasındaki ulusal şuurun uyanması ve genişlik kazanmasında, gerekse Slav çalışmalarının genişlik kazanmasında Alman alimlerinin ayrı bir yerinin bulunduğu gözden kaçırılmamalıdır. Hatta; Kurat’a göre “Panslavizm” hareketi, Alman tarihçi, dilci ve fikir adamlarının hazırladıkları esaslar üzerinde meydana gelmiştir.Alman alimleri arasında August Ludwing von Schlözer (1735-1809) ile Johann Gottfried von Herder (1744-1803), öne çıkanlardan ikisi idi. Bu iki Alman alimden Schlözer, Rus dili ve tarihi üzerinde dikkate değer araştırmalar yapmış, Slav halklarının tarihi, menşei ve birliği meselelerine eğilmiştir. Herder ise Slav halklar için hümanizm ideallerini hareket noktası kabul ederek, Rusya’nın geleceğe hükmeden egemen bir güç olacağını düşünmüştür.

Slav memleketlerinde gelişmekte olan milli uyanış ve kültürel birikim, 19. Yüzyıl ortalarına doğru Panslavizm’i siyasi platforma çekmiş ve panslavistlerin bir araya gelerek daha aktif bir şekilde çalışmalarına zemin hazırlamıştır. Bunun en belirgin göstergeleri, 1840 yılında Çek panslavistlerinin,Avusturya sınırı içinde ve batıdaki liberal-politik haklara kavuşma yönünde cereyan eden eylemlere katılarak hareketi yönlendirmeleri ve 1848 Martında Prag’da hemen hemen bütün panslavistlerin iştirak ettiği bir kongrenin yapılmış olması idi.

Bu sıralarda Prag’da Habsburg hanedanına karşı ortaya çıkan ayaklanmaların şiddetle bastırılması üzerine, başta Çekler ve Slovaklar olmak üzere Slav menşeli kavimler, siyasi haklarının Habsburglarca tanınmayacağını anladıklarından kendilerine yardım edebilecek tek güç olan Rusya’ya yüzlerini çevirmişlerdir. Böylece; yüzyılın ortalarına doğru Rusya, “Slav Birliği” fikrinin geleceği konusunda panslavistlerin zihninde çok daha özel bir yer işgal edecektir.

Panslavizm politik bir malzeme olarak Rusya’nın gündemini Kırım Savaşı yıllarında işgal etmeye başlamasına rağmen, Rusya’nın yabancı devletlerin yönetimi altındaki Slav halklara yönelik politikası Çar I. Petro zamanına kadar inmektedir. Çar Petro, bir taraftan Rusya’nın batılılaşması yolunda büyük bir gayret sarf ederek modern Rusya’nın temellerini atarken, diğer taraftan Rusya’nın “açık ve sıcak denizlere inmesi”ni Rus dış politikasının temel amacı haline getirmiştir.

19. Yüzyıl ortalarına doğru Türkiye üzerindeki Rus ihtiraslarının artması, bölgede büyük siyasi ve ekonomik çıkarları bulunan İngiltere ve Fransa’yı harekete geçirmiştir. Bu iki devlet,1841’deki Londra Konferansıyla, Rusya’nın Hünkâr İskelesi Antlaşması (1833) ile elde ettiği boğazlar üzerindeki üstünlüğüne son verdikten sonra, Kırım Savaşı ile de Rus tehdidine kesin bir darbe indirmişlerdir.

Rusya’nın geleneksel yayılmacı amaçlarına set çeken Kırım Savaşı, Avrupa düzeni ve kuvvetler dengesi açısından önemli sonuçlar doğurmakla beraber, Rus kamuoyu ve Panslavist çevreler üzerine de büyük etki yapmıştır. Savaşın yarattığı hayal kırıklığı, II. Alexander idaresindeki Rusya’yı bir taraftan içine kapanarak geniş bir şekilde reform sürecine sokarken, diğer taraftan Rus toplumunda Avrupa düşmanlığını güçlendirmiştir. Ortaya çıkan yeni durum, başından beri Avrupa düşmanı olan Panslavistleri de harekete geçirmiştir. Panslavistler, gittikçe politik bir çizgiye kayan Panslavizm’i Rus toplumuna işlemeye koyulmuşlardır. Öte taraftan Paris Antlaşması’nın Rus çıkarlarına ağır bir darbe indirmesi ve gelişen Avrupa düşmanlığı, Rusya’da milliyetçi fikir cereyanlarına karşı resmi bir ilgiyi başlatmış, Panslavizm’i gündeme taşımıştır.

Bu arada Panslavizm’in Rusya’nın çıkarları doğrultusunda Rus kamuoyu ve resmi çevrelerde daha fazla ilgi uyandırmasına başka bir neden ise, Avrupa’da milliyetçilik cereyanının gelişmesiyle güç kazanan Pancermenizm ve Panitalyanizm idi. Nasıl ki, amacı Alman birliğini gerçekleştirmek olan Pancermenizm Alman emperyalizmine, keza İtalyan birliğini esas alan Panitalyanizm İtalyan emperyalizmine hizmet ediyorsa, Panslavizm de Rus milliyetçiliği ve emperyalizmine hizmet edebilecek bir hareket olarak görülmüştür. Bu bakımdan, özellikle Panslavizm’in Pancermenizm’e paralel olarak geliştiği söylenebilir.

19. yüzyıl ortalarına kadar romantik devrini yaşayan Panslavizm, Rus entelektüeli arasında daha çok Kırım Savaşı’yla birlikte yükselen bir değer haline gelerek politik bir nitelik kazanmıştır.Özellikle Rusya’da Slav halklara duyulan ilgi ve panslavist amaçlar daha ziyade Balkan Slavları etrafında şekillenmiştir. Buna temel neden ise Rusya’nın Kırım Savaşı’ndan sonra, her şeye rağmen Avrupa ile ilişkilerini devam ettirerek Avrupa devletler topluluğu içinde kalmak istemesiydi Bu nedenle, Rus Panslavizm’inin Avusturya Slavlarına yöneltmesi mümkün değildi. Aynı zamanda Avrupa aydınları ve kamuoyunda Panslavizm’e karşı bir duyarlılık mevcut olup, olumsuz bir durumda ciddi bir tepkinin ortaya çıkması kaçınılmazdı. Ancak Panslavizm’e karşı Türkiye’de “uyanık bir tutum”un bulunmaması, Türk topraklarını Panslavizm için daha cazip hale getirmekteydi. Bu nedenle Kırım Savaşı sonrasında Rus Panslavizmi’nin birinci hedefi Balkanlar, birinci kurbanı ise Rumeli Türklüğü olacaktır. Böylece; Panslavizm’in Rus entelektüeli ve devlet adamları arasında gittikçe önem kazanması, bu akımın Rus hükümeti tarafından benimsenmesine ve örgütsel bir hareket haline dönüşmesine yol açmıştır.

Rusya’da Panslavist örgütlenmenin ilki 1854 yılında, bir Bulgar ticaret kolonisi olan Odessa’da ortaya çıkmıştır. Resmi bir boyutu bulunmayan Odessa’daki örgütün temel amacı, o zamana kadar Rus toplumu tarafından çok iyi bilinmeyen Bulgarlara maddi ve manevi yardımda bulunmak ve Bulgar sorununu Rus toplumuna tanıtmaktı. Bu amaçla örgüt, adeta bir seferberlik ilan etmişti. Odessa’dakine benzer bir örgüt de 1856 yılında Petersburg’da kurulmuştur. Petersburg’un ileri gelen bayanlarından Prenses T.V. Vasil’chikova, Kontes N.D. Protasova ve Kontes Autonina Bludova tarafından kurulan örgütün amacı, Balkan Ortodoks kilise ve okullarına ihtiyaç duyulan araç-gereçleri ve kitapları göndermekti. Nitekim bu amaca uygun olarak Edirne, İstanbul, Prizren, Saraybosna ve Dağlık Athos’daki din ileri gelenlerine ve Dalmaçya, Hersek ve diğer Ortodoks manastırlarına yüklü para gönderilmiştir.

Rusya’da örgütsel anlamda daha etkin ve güçlü bir Panslavist hareket, 1858 yılında Moskova’da Moscow Slavic Benevolent Committee (Moskova Slav Yardım Komitesi)’nin kurulması ile kendini göstermiştir. Komite’nin amacı, Rusya dışındaki Slavlara, özellikle de Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan Slavlara yardım etmekti. Komite başından itibaren aktif bir şekilde çalışmaya başlamış ve Panslav amaçlar için farklı kesimlerle işbirliği yapmıştır. Özellikle Bulgarlar üzerinde yoğunlaşan komite, kilise ile yakın ilişki kurmuştur. Kurucu üyelerden bir kısmı komitenin yapısı ve etkinliği açısından önemli bir yere sahipti.Bunlardan komitenin aktif bir organizatörü olan Rochinski, Kırım Savaşı sırasında Tuna seferine
katılmış; daha sonra Varna’da Rus konsolosu olmuştu. Üyelerden en çok dikkati çekenlerden biri de tarihçi ve gazeteci olan M.P. Pogodin idi. Pogodin, Rusya’da Panslavizm’in siyasal bir nitelik kazanmasında ve Rus devlet adamları ve toplumunca benimsenmesinde ayrı bir yere sahip olmuştur.

Görüldüğü gibi, daha ziyade akademisyenler, kamu görevlileri, yazar ve editörlerden oluşan komite üyeleri, Rusya’da Panslavist fikirlerin işlenmesi ve Panslavist amaçlara ulaşılması açısından,gerek devlet düzeyinde, gerekse toplumla irtibat konusunda kilit noktalarda bulunmaktaydılar.Nitekim; komite, üye sayısını bir yıl içinde 326’ya çıkarırken üst düzey devlet kademelerinden de yardım almıştır.

Danilevsky (siyasal Panslavizm’in teorisyenlerindendiler.), Panslavizm’e ilişkin düşüncelerini ilk olarak 1869 yılında Zaria (Şafak) adında bir dergide yayınlamıştır. 1871’de Stachov adında biri tarafından kitap haline getirilmiş ve “Rossia i Europe (Rusya ve Avrupa)” adıyla yayınlanmıştır. Bu kitap, Panslavizm’in ve Rus milliyetçiliğinin “incil”i olarak kabul edilmektedir. Ona göre, Rusya “Ortodoksların ve Slavların doğal koruyucusu ve batı ile boy ölçüşebilir” büyük bir devlettir.Bu nedenle Danilevsky, tasarısında Osmanlı ve Avusturya imparatorlukları yıkıldıktan sonra Rusya’nın himayesinde başkenti İstanbul olan bir Rus-Slav İmparatorluğu öngörmekteydi. Danilevsky, Adriyatik denizinden Büyük Okyanusa, Kuzey Buz Denizi’nden Adalar Denizi’ne kadar uzanan Rus-Slav birliğinin sınırlarını çizmiş ve tasarı Panslavizm’in “siyasi şiarı” ve anayasası mahiyetini almıştır.

Petersburg Slav Komitesi’nin diğer üyesi olan General Rostislav Fadieev ise, Danilevsky gibi siyasal Panslavizmin önde gelen sözcülerinden biri idi. Fadieev, görüşleriyle sadece Rus toplumunda değil, aynı zamanda Avrupa kamuoyunda büyük bir yankı uyandırmıştır. Ona göre, “Doğu Sorunu”nun çözümü, sadece Türkiye’yi dize getirmekle değil, aynı zamanda Avusturya’yı bozguna uğratarak mümkün olabilirdi. Bu dönemde Alman siyasi birliğinin kurulması ile Avrupa’da Almanya’nın siyasi bir güç merkezi olarak ortaya çıkması, diğer panslavistler gibi Fadieev’i de korkutmuştur. Fadieev, başta Çekler olmak üzere doğuda ve güneyde Slavları tehdit edebilecek olan Almanya’ya karşı Rusya’nın Slavlara destek vermesini istemiştir. Böyle olursa Avusturya ve Türkiye’deki Slavlar, Rus orduları ile birleşerek Viyana üzerinden İstanbul yolunu açmış olacaklardı. Bu plan, başlangıçta Avusturya Galiçyası’nın ve Baserabya’nın Rus İmparatorluğuna bağlanmasını,daha sonra da Rusya’nın öncülüğünde bir Slav federasyonunu öngörmekteydi.

Danilevsky ve Fadieev gibi panslavistlerin görüşleri, 1870’lerin başlarında her ne kadar Rusya tarafından resmi bir politika haline dönüştürülememiş ise de, bir çok Rus devlet adamı, askeri ve aydını tarafından benimsenmiştir.


Yrd.Doç.Dr. Mithat AYDIN
Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
‘’19. YÜZYIL ORTALARINDA PANSLAVİZM VE RUSYA’’adlı makalesinden alıntıdır
 
Geri
Üst