"AYNALIKAVAK KASRI" Nusret Karaca / Tarih Araştırmaları ve Derlemeleri

nusretk Çevrimdışı

nusretk

Member
"AYNALIKAVAK KASRI"
Nusret Karaca / Tarih Araştırmaları ve Derlemeleri

GİRİŞ
Haliç kıyılarında geçen çocukluk ve gençlik dönemlerim... Her iki kıyıdaki öğrencilik yılları, yaşanmışlıklar... Bir dönem yaptığım öğretmenlik... Ve tüm bunlarla yoğrulan güçlü bir aidiyet duygusu...
Hem tarih öğretmeni olmak hem de Haliç'i doyasıya solumak, insanı ister istemez derin bir merak ve araştırmaya itiyor. Ben de öyle yaptım; bulabildiğimce, öğrenebildiğimce ne varsa az biraz toplayıverdim... İşte bu çalışma da onlardan biri.

AYNALIKAVAK KASRI
İsanbul'un Hasköy, Beyoğlu kıyısında bulunan kasır İstanbul fethedildiğinde büyük bir koruluktu.
Okmeydanı yamaçlarından Haliç kıyılarına doğru uzanan alan, tarihî kaynaklara göre Bizans döneminde imparatorlara ait bir gezinti ve dinlenme yeridir. Fatih Sultan Mehmed’in (1444-1481) İstanbul’u fethinden sonra, Osmanlı sultanlarının da ilgisini çeken bu büyük koruluk, bölgede kurulan Osmanlı tersanesinden dolayı, bahçeleriyle birlikte “Tersane Hasbahçesi” adıyla anılmıştır. Haliç kıyılarını süsleyen bu zarif yapı; Osmanlı İmparatorluğu döneminde "Aynalıkavak Sarayı" ya da "Tersane Sarayı" olarak bilinen muazzam yapılar grubundan günümüze ulaşabilen tek örnektir.
İstanbul’u tanıtan tarihsel kaynaklardan, yörenin Bizans döneminde de imparatorlara ait bir dinlenme ve mesire yeri olduğu anlaşılmaktadır. Haliç kıyılarından Okmeydanı ve Kasımpaşa sırtlarına doğru gelişen bu büyük bağ ve koruya, İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet’ten itibaren Osmanlı padişahları da büyük ilgi göstermiştir. Osmanlı İmparatorluk Tersanesi’nin (Tersane-i Amire) Kasımpaşa’da kurulup gelişmeye başlamasıyla birlikte bu bölge, “Tersane Has Bahçesi” adını almıştır.
Buradaki yapılaşmanın tarihi, Sultan I. Ahmed dönemine (1603-1617) dek uzanmaktadır. Tarihsel süreç içinde farklı padişahların yaptırdığı kasırlarla genişleyen ve "Tersane Sarayı" olarak anılan bu yapılar topluluğu, 17. yüzyıldan itibaren "Aynalıkavak Sarayı" olarak da adlandırılmaya başlanmıştır.
Saray bütünü içinde yer alan ve Sultan III. Ahmed döneminde (1703-1730) inşa edildiği sanılan Aynalıkavak Kasrı, Sultan III. Selim döneminde (1789-1807) büyük bir onarımla yeniden düzenlenmiş ve bugünkü seçkin görünümünü kazanmıştır. Yapı; Divanhanesi, Beste Odası ve bu mekânların pencerelerini dolanan, dönemin ünlü hattatı Yesarî’nin talik hattıyla yazılmış kitabeleriyle müstesna bir yere sahiptir. Kasrı ve Sultan III. Selim’i öven bu hat yazıları, dönemin tanınmış şairleri Şeyh Galib ve Enderunî Fazıl’a ait şiirlerden oluşmakta olup, yapıyı 18. yüzyıl mimarlık örnekleri arasında eşsiz bir konuma yükseltmektedir.
Aynalıkavak Kasrı; deniz cephesinde iki, kara cephesinde ise tek katlı kütlesiyle Osmanlı klasik mimarlığının son ve en ilginç örneklerinden biridir. Süsleme detayları açısından da çağının estetik beğenisini kusursuzca yansıtan kasır, özellikle bestekâr Sultan III. Selim dönemi kültürünün pek çok ögesini bünyesinde barındırır. Öyle ki, bu kültürün başlıca simgeleri olan sedirler, sedirimsi kanepeler, mangallar ve kandiller gibi mobilyalarla döşeli olan odalar, bugün artık hafızalardan silinmiş bir yaşam biçiminin canlı birer tablosunu sunmaktadır.
Günümüzde bir müze-saray olarak ziyarete açık tutulan Aynalıkavak Kasrı’nın zemin katı; Sultan III. Selim’in bestekâr kimliği göz önünde bulundurularak, Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan görsel kaynaklar ile kimi kurum ve kişilerin armağan ettiği tarihi çalgıların bir araya getirilmesiyle “Türk Çalgıları Sergisi” mekânına dönüştürülmüştür. Kasrın bahçesinde ise özellikle yaz aylarında konuklara yönelik kafeterya hizmetleri5 sunulmakta, Klasik Türk Sanat Müziği örneklerinin seslendirildiği geleneksel "Aynalıkavak Konserleri" ile ulusal ve uluslararası nitelikte resepsiyonlar düzenlenmektedir.

AYNALIKAVAK ADI HAKKINDA
Haliç’in tarihi dokusunu en güzel yansıtan köşelerden biri olan Aynalıkavak isminin kökeni, doğrudan Osmanlı saray kültürüne ve dönemin diplomatik ilişkilerine dayanıyor. Bu ismin ortaya çıkışıyla ilgili tarihsel kaynaklarda öne çıkan iki güçlü anlatı vardır:
1. Venedik Aynaları ve Sultanın Arzusu(En Yaygın Anlatı):
1715 yılındaki Osmanlı-Venedik Muharebesi'nin ardından, Venedik Doju (hükümdarı) tarafından Sultan III. Ahmed’e son derece değerli, büyük boy kristal Venedik aynaları hediye edilir. O dönemde Osmanlı’da bu büyüklükte düz ve berrak ayna imal etmek teknik olarak mümkün değildir.
Sultan III. Ahmed, bu göz alıcı aynaların Tersane Sarayı’nın odalarına yerleştirilmesini ister. Hatta anlatılardan birine göre, yeni bir kasır yapılmasını emrederken "kavak boylu" (yani upuzun, boy aynası niteliğinde) aynalara yakışan bir yapı olmasını arzular. Aynaların ihtişamı ve kasrın odalarını süslemesiyle birlikte, bölge önce "Aynalı Kavak Sarayı", zamanla da sadece Aynalıkavak olarak anılmaya başlar.
2. Seyyahların Gözünden ve Minyatürlerdeki İzler:
Dönemin ünlü seyyahı Aubry de la Montraye, III. Ahmed döneminde İstanbul’u ziyaret edip bu kasrı gezdiğinde, sarayın adını odalarında duvarları kaplayan irili ufaklı Venedik aynalarından aldığını seyahatnamesinde bizzat not etmiştir.
Ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunan 1677 tarihli (hediye aynalardan daha eski bir tarihe ait) bir minyatürde, gövdesine ayna gömülmüş bir ağaç tasviri yer alır. Bu da saray bahçesindeki ulu kavak ağaçlarının gövdelerine ayna asılması ya da gömülmesi geleneğinin daha önceden de var olabileceğini, Venedik’ten gelen büyük aynalarla bu ismin tamamen perçinlendiğini gösterir.
Evliya Çelebi’nin "Tersane Hasbahçesi" olarak göklere çıkardığı bu geniş koruluktan günümüze yalnızca o muazzam Aynalıkavak Kasrı kalmış olsa da, ismi Haliç'in o güzel kıyısına kalıcı bir miras olarak kazınmıştır.

Tarihi Bir Not:
AYNALIKAVAK TENKİHNAMESİ
21 Mart 1779 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ile Rus İmparatorluğu arasında, Kırım meselesini çözüme kavuşturmayı amaçlayan bir düzenleme ve ticaret antlaşması olan Aynalıkavak Tenkihnamesi imzalanmıştır.
Bu antlaşmaya göre:
Osmanlı Devleti, Rus yanlısı Şahin Giray'ın Kırım hanlığını kerhen tanıyacak; fakat sonraki hanların seçimi için padişahın "Halife" olarak onayı alınacaktı.
Rus kuvvetleri Kırım'dan tamamen geri çekilecekti.
Akdeniz ve Karadeniz'de, daha önce Fransızlara ve İngilizlere tanınan ticari haklar ve kapitülasyonlar aynen Rusya'ya da tanınacaktı.
Bu antlaşma, Küçük Kaynarca'nın eksiklerini Rusya lehine tamamlamış ve nihayetinde Kırım'ın bağımsızlığını (ve daha sonraki süreçte Rusya tarafından ilhakını) hazırlayan tehlikeli bir basamak olmuştur.
...
Kaynakça:
Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Haliç Gezi Notları, Necati Eğitim Enstitüsü Ders Notları, Milli Saraylar Başkanlığı Yayınları(2008,Tarih Sohbet ve Söyleşileri, Osmanlı Tarihi Özet Ders Notları.
Eyüpsultan Belediyesi
Yazı Tarihi: 20 Mayıs 2022Screenshot_20260611_111445_Gallery.jpg
 
Geri
Üst