nusretk
Member
Diş Kirası ve Direklerarası Hakkında Kısaca
(Nusret Karaca)
İstanbul!... Coğrafi konumu, tarihi dokusu, semtleri, mahalleleri, sokaklarıyla her anını hareketli yaşayan bir şehir. Bazı yazılarımda yeri geldiğinde söz ederim. Adına şiirler, öyküler, romanlar yazılmış, besteler yapılmış, türküler yakılmış, şarkılarda dile getirilmiş, ressamların tuvallerinde, fotoğraf sanatçılarının objektiflerinde hak ettiği değerle yerini almış bir dünya güzeli! Aşklar ve aşıklar şehri. Ben de yaşadığım bu şehirle ilgili merak ettiklerimi gezilerim ve kaynaklardan öğrenmeyi, bunları bir eğitimci, tarihçi ve yazar olarak biriktirmeyi, notlara döküp aktarmayı sürdürüyorum.
İşte bu dünya güzeli İstanbul'da eski ramazan ayları bir başka olurdu. Evlerde günler öncesinden temizliğe başlanır, alışveriş yapılırdı. Ramazan sofralarında halk hep beraber karnını doyurur ve ibadetlerini yerine getirirdi. İstanbul ramazanlarının dikkat çeken yanlarından biri de varlıklı kişilerin konaklarını halka açıyor olmasıydı. Yazları bahçede, kışları ise selamlıkta sofra kurulurdu. Çevredeki her insan iftara davet edilir, fakir fukara da karnını doyururdu. Halk, rütbeliler, soylu kesim, fakirler hep birlikte iftar sofrasına otururlardı. Bu dönemin önemli özelliklerinden biri de diş kirası idi. Sözlük anlamına göre diş kirası; eskiden varlıklı kimselerin iftara çağırdıkları yoksullara yemekten sonra verdikleri harçlık. Bir kimseye, yaptığı iş için fazladan verilen para'dır. Eski ramazanlarda iftara gidilen saray ve konaklarda misafirlere verilen hediyeler için kullanılan bir tabir diş kirası. Misafirlerin mekanlara teşrif etmesiyle artan telaş; yerini bu beraberliğin güzelliğine bırakırdı. Konaklarda iftarını yapan kişilere hediyeler ve keseyle para verilirdi. Ev sahipleri "Misafirim oldunuz, benim sevap kazanmam için zahmet edip yol yürüdünüz, yemek yerken dişlerinizi yordunuz, bu da sizin dişinizin kirası olsun" demek isterdi. Büyük bir iştahla ve afiyetle yenen yemeklerin ardından akşam namazı kılınır, sohbetler edilir ve kahveler içilirdi.
Bunun dışında iftarlarda ve teravih namazlarında konaklar oldukça hareketli olurdu. Seçilmiş en güzel sesli müezzinler konaklarda istihdam edilirdi. Günümüzde de vakıflar ya da kurum ve kuruluşlar tarafından ramazan sofraları kuruluyor. Ancak artık kalabalık ve büyük bir şehir olan İstanbul aynı duyguyu pek yakalayamıyor. Bayramlar eskisi gibi değil. Tatiller için bir zaman dilimi sanki!
Ramazan aylarının bir uygulaması da mahyalar. Camilere mahyalar kurulurdu. Başlarda mahyalar görsellikten ibaretken dönemin zevkine göre değişik nesneler de sergilenmeye başladı. Ayrıca hareketli mahyalar da bu dönemde oldukça öne çıkmıştı. Mahya ustası resimleri yerleştirir, sonra minareden ipleri hareket ettirerek şekil değiştirmesini ve hareketi sağlardı. 1800’lü yıllarda ramazan ayları geldiğinde insanlar oruçlarını tutar iftarlarını yapar ve teravih namazından sonra ellerinde fenerler Vezneciler ve Unkapanı gibi semtlerden Şehzadebaşı’na doğru yürürlerdi. Bunun nedeni direklerarasıydı. Şehzadebaşı, İstanbul’un tarihsel açıdan en önemli yerlerinden biridir. Şehzadepaşa Camii, Beyazıt Meydanı, İstanbul Üniversitesi, ünlü Vefa bozacısı bu semti çevreleyen yerler arasında yalnızca birkaçı. Direklerarası'na gelince! Şehrin ticaret yaşamında önemli rol oynayan Direklerarası. 19. yüzyılda Ramazan aylarında adeta halkın bir buluşma noktası haline geldi. Şehzadebaşı’nda boş olan alanlara direkler dikilirdi ve aralarına çadırlar kurulurdu. Teravih namazından sonra insanlar bu çadırların altında toplanır ve eğlenirdi. En önemli eğlence tiyatro idi. İlk zamanlar yalnızca önemli kişiler adına yapılan bu eğlenceler daha sonra halka açık hale geldi ve halk tarafından büyük ilgi gördü. Tiyatrolar, meddah, musiki fasılları, Hacivat-Karagöz ile halk keyifli bir zaman geçirirdi. Ayrıca hokkabazlar, ateş yutan adamlar da direklerarası eğlencelerinin bir parçasıydı. Fakat 1930’lu yılların sonunda İstanbul’un eğlence hayatı Beyoğlu’na doğru yöneldi. Direklerarası’nın eski halini bilen ihtiyarlar, 1950’lere kadar hayatta idiler ve son bir gayretle kaybolmuş eski bir hayatı devam ettirmeye çalışıyorlardı. Direklerarası durgunlaşsa da devam etti. 1958 yılında bulvarlara ve meydanlara büyük ramazan çadırlarının kurulmasıyla direklerarası eğlencelerine ilgi azaldı ve zamanla tarih kitaplarının sayfaları arasında yerini aldı.
Direklerarası günümüzde Vezneciler-Damat İbrahim Paşa Mescidi arasındaki caddedir. (*)
(*) İstanbul Gezilerim, dergi, gazete ve broşürlerden okuduklarım. Söyleşiler, paneller, tuttuğum notlarım. Fikriyat, Gezi-Yorum, Lise ve Eğitim Enstitüsü derslerinde öğrendiklerim. Haliç konulu etkinliklerde edindiklerim. İslâm Ansiklopedisi, Beşir Ayvazoğlu (Büyük İstanbul Tarihi, M. Orhan Okay ile Şehzadebaşı'ndan Beyazıt Meydanına). Eski İstanbul Fotoğrafları, Kültür Envanteri. Ensonhaber, 13 Nisan 2021. Sözlük. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.
(Nusret Karaca)
İstanbul!... Coğrafi konumu, tarihi dokusu, semtleri, mahalleleri, sokaklarıyla her anını hareketli yaşayan bir şehir. Bazı yazılarımda yeri geldiğinde söz ederim. Adına şiirler, öyküler, romanlar yazılmış, besteler yapılmış, türküler yakılmış, şarkılarda dile getirilmiş, ressamların tuvallerinde, fotoğraf sanatçılarının objektiflerinde hak ettiği değerle yerini almış bir dünya güzeli! Aşklar ve aşıklar şehri. Ben de yaşadığım bu şehirle ilgili merak ettiklerimi gezilerim ve kaynaklardan öğrenmeyi, bunları bir eğitimci, tarihçi ve yazar olarak biriktirmeyi, notlara döküp aktarmayı sürdürüyorum.
İşte bu dünya güzeli İstanbul'da eski ramazan ayları bir başka olurdu. Evlerde günler öncesinden temizliğe başlanır, alışveriş yapılırdı. Ramazan sofralarında halk hep beraber karnını doyurur ve ibadetlerini yerine getirirdi. İstanbul ramazanlarının dikkat çeken yanlarından biri de varlıklı kişilerin konaklarını halka açıyor olmasıydı. Yazları bahçede, kışları ise selamlıkta sofra kurulurdu. Çevredeki her insan iftara davet edilir, fakir fukara da karnını doyururdu. Halk, rütbeliler, soylu kesim, fakirler hep birlikte iftar sofrasına otururlardı. Bu dönemin önemli özelliklerinden biri de diş kirası idi. Sözlük anlamına göre diş kirası; eskiden varlıklı kimselerin iftara çağırdıkları yoksullara yemekten sonra verdikleri harçlık. Bir kimseye, yaptığı iş için fazladan verilen para'dır. Eski ramazanlarda iftara gidilen saray ve konaklarda misafirlere verilen hediyeler için kullanılan bir tabir diş kirası. Misafirlerin mekanlara teşrif etmesiyle artan telaş; yerini bu beraberliğin güzelliğine bırakırdı. Konaklarda iftarını yapan kişilere hediyeler ve keseyle para verilirdi. Ev sahipleri "Misafirim oldunuz, benim sevap kazanmam için zahmet edip yol yürüdünüz, yemek yerken dişlerinizi yordunuz, bu da sizin dişinizin kirası olsun" demek isterdi. Büyük bir iştahla ve afiyetle yenen yemeklerin ardından akşam namazı kılınır, sohbetler edilir ve kahveler içilirdi.
Bunun dışında iftarlarda ve teravih namazlarında konaklar oldukça hareketli olurdu. Seçilmiş en güzel sesli müezzinler konaklarda istihdam edilirdi. Günümüzde de vakıflar ya da kurum ve kuruluşlar tarafından ramazan sofraları kuruluyor. Ancak artık kalabalık ve büyük bir şehir olan İstanbul aynı duyguyu pek yakalayamıyor. Bayramlar eskisi gibi değil. Tatiller için bir zaman dilimi sanki!
Ramazan aylarının bir uygulaması da mahyalar. Camilere mahyalar kurulurdu. Başlarda mahyalar görsellikten ibaretken dönemin zevkine göre değişik nesneler de sergilenmeye başladı. Ayrıca hareketli mahyalar da bu dönemde oldukça öne çıkmıştı. Mahya ustası resimleri yerleştirir, sonra minareden ipleri hareket ettirerek şekil değiştirmesini ve hareketi sağlardı. 1800’lü yıllarda ramazan ayları geldiğinde insanlar oruçlarını tutar iftarlarını yapar ve teravih namazından sonra ellerinde fenerler Vezneciler ve Unkapanı gibi semtlerden Şehzadebaşı’na doğru yürürlerdi. Bunun nedeni direklerarasıydı. Şehzadebaşı, İstanbul’un tarihsel açıdan en önemli yerlerinden biridir. Şehzadepaşa Camii, Beyazıt Meydanı, İstanbul Üniversitesi, ünlü Vefa bozacısı bu semti çevreleyen yerler arasında yalnızca birkaçı. Direklerarası'na gelince! Şehrin ticaret yaşamında önemli rol oynayan Direklerarası. 19. yüzyılda Ramazan aylarında adeta halkın bir buluşma noktası haline geldi. Şehzadebaşı’nda boş olan alanlara direkler dikilirdi ve aralarına çadırlar kurulurdu. Teravih namazından sonra insanlar bu çadırların altında toplanır ve eğlenirdi. En önemli eğlence tiyatro idi. İlk zamanlar yalnızca önemli kişiler adına yapılan bu eğlenceler daha sonra halka açık hale geldi ve halk tarafından büyük ilgi gördü. Tiyatrolar, meddah, musiki fasılları, Hacivat-Karagöz ile halk keyifli bir zaman geçirirdi. Ayrıca hokkabazlar, ateş yutan adamlar da direklerarası eğlencelerinin bir parçasıydı. Fakat 1930’lu yılların sonunda İstanbul’un eğlence hayatı Beyoğlu’na doğru yöneldi. Direklerarası’nın eski halini bilen ihtiyarlar, 1950’lere kadar hayatta idiler ve son bir gayretle kaybolmuş eski bir hayatı devam ettirmeye çalışıyorlardı. Direklerarası durgunlaşsa da devam etti. 1958 yılında bulvarlara ve meydanlara büyük ramazan çadırlarının kurulmasıyla direklerarası eğlencelerine ilgi azaldı ve zamanla tarih kitaplarının sayfaları arasında yerini aldı.
Direklerarası günümüzde Vezneciler-Damat İbrahim Paşa Mescidi arasındaki caddedir. (*)
(*) İstanbul Gezilerim, dergi, gazete ve broşürlerden okuduklarım. Söyleşiler, paneller, tuttuğum notlarım. Fikriyat, Gezi-Yorum, Lise ve Eğitim Enstitüsü derslerinde öğrendiklerim. Haliç konulu etkinliklerde edindiklerim. İslâm Ansiklopedisi, Beşir Ayvazoğlu (Büyük İstanbul Tarihi, M. Orhan Okay ile Şehzadebaşı'ndan Beyazıt Meydanına). Eski İstanbul Fotoğrafları, Kültür Envanteri. Ensonhaber, 13 Nisan 2021. Sözlük. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.