nusretk
Member
GOLDEN HORN (ALTIN BOYNUZ)HAKKINDA KISACA "BİR TADIMLIK HALİÇ"
Nusret Karaca
İstanbul: Bir Masal Kenti
Dünyanın en güzel kentlerinden biri İstanbul… Doğasıyla, tarihiyle Doğu Roma’ya (Bizans) ve Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik etmiş; iki kıtada toprağı olan, Asya ile Avrupa kıtalarını birleştiren bir metropol ve sanayi merkezi. Ressamlara, şairlere, yazarlara ve bestekârlara ilham kaynağı olmuş bir dünya güzeli; adeta bir masal kenti…
Bu İstanbul’un; bu aşklar ve âşıklar kentinin her bir semtinin kendine özgü bir gizemi, bir güzelliği vardır. Tabii bu semtlerin kendine has sevdaları da... İşte ben de bu semtler içinde, Haliç’te yetişmiş bir Haliç sevdalısıyım. Bir eleştirmen tarafından, orada geçen bir ömrün destanı olarak nitelendirilmişti yapıtım: “Ben Haliç’in Çocuğuyum.”
Haliç’in İsim Serüveni ve Coğrafyası:
Haliç; Batı dillerinde Golden Horn (Altın Boynuz), Fransızcada Corne d'Or, Almancada ise Goldenes Horn olarak bilinir. Arapça kökenli bir kelime olan "Haliç", “İç Liman” anlamına gelir ve İstanbul’un fethinden sonra bu adı almıştır.
Jeomorfolojik olarak Haliç; denize ulaşan akarsu yatağının veya yataklarının çökmesi sonucunda denizin bu bölgeyi doldurmasıyla oluşan bir havzadır. Fatih Sultan Mehmet’in yeni bir çağ açan İstanbul fethinde stratejik bir rol oynamış, adeta bir tarih hatırasıdır.
Mitolojik Efsaneler: IO ve Keroessa
Hakkında çeşitli rivayetler anlatılır. Bir efsaneye göre:
Zeus, Io adlı bir kıza âşık olur. Bu ilişkiyi fark eden eşi Hera'nın gazabından korumak için Zeus, Io’yu bir ineğe dönüştürür (*).
Hera’nın musallat ettiği bir sinekten kaçan Io, İstanbul Boğazı’nı geçer. Bu sebeple Boğaz, “İnek Geçidi” anlamına gelen Bosphorus adıyla anılmaya başlar.
Io, Haliç’e gelir ve burada bir kız çocuğu dünyaya getirir; adını Keroessa koyar. Bu isim zamanla "Boynuz" anlamına gelen Keras'a dönüşür.
Keroessa, su perisi Sermestra tarafından büyütülür ve denizler tanrısı Poseidon ile evlenir. Bu evlilikten doğan Byzas, İstanbul’un kurucusu olur.
Bereketin Simgesi: Gümüş Palamutlar
Bir başka efsaneye göre; Avrupa ve Asya yakalarını ayıran en dar yer olan Khalkedon (Kadıköy) yakınlarında, dipten yüzeye doğru parıldayan bir kaya vardır. Bu kayayı aniden gören palamut sürüleri ürkerek Haliç’e, Byzantion Burnu’na yönelirler. Haliç’in "Altın Boynuz" olarak anılmasının bir sebebi de bu gümüş gibi parlayan balık bolluğudur.
Ünlü coğrafyacı Strabon'a göre; akıntı palamutları sürüler halinde Haliç’e zorladığı için bu dar bölgede balıklar elle bile yakalanabilirdi. Antik Çağ’ın meyve dolu "bereket boynuzu", Haliç’te palamut dolu bir bereket boynuzuna dönüşmüştür.
Tarih ve Dönüşüm:
Haliç, tarih boyunca farklı isimlerle anılmıştır:
Haliç-i Konstantiniyye: Osmanlı’nın ilk yılları.
Haliç-i Dersaadet: Fetih’ten sonraki süreç.
Fiziksel Özellikler ve Temizlik Çalışmaları:
Her iki yakasının toplam uzunluğu 16 km’dir. Atatürk ve Galata köprüleri arasındaki derinlik, modern düzenlemeler öncesi 40-45 metreyken; Halıcıoğlu, Silahtarağa, Alibeyköy ve Kağıthane’ye doğru derinlik 5 metreyi aşmıyordu.
Bedrettin Dalan’ın belediye başkanlığı döneminde büyük bir temizlik projesi başlatıldı. Kıyıdaki birçok sanayi yapısı istimlâk edildi; Eyüp SSK Hastanesi ilerisindeki Çeltik Mahallesi’nde bulunan gecekondular boşaltıldı. Daha sonra gelen yönetimlerin de sürdürdüğü "Güzelleştirme ve Yenileme" çalışmaları, Haliç’i bugünkü estetik görünümüne kavuşturdu.
(*) Not: Zeus, Hera’nın sinek musallat ettiği Io’yu korumak için onu inek şekline sokar. Mitoloji sözlüklerinde Hera’nın gözlerinin "inek gözü" kadar iri ve güzel olduğu yazar (Boopis).
HALİÇ KIYILARINDA DOLAŞMAK
Nusret Karaca8
Haliç'te semtleri Güney Kıyısı (Tarihi Yarımada tarafı) ve Kuzey Kıyısı (Beyoğlu/Haliç tarafı) olarak iki ana rota halinde sıralarsak;
1. ROTA: GÜNEY KIYISI (Eminönü’nden Alibeyköy’e)
Tarihi Yarımada'nın kıyılarını takip ederek Haliç'in içlerine doğru ilerleyen sıralama şöyledir:
EMİNÖNÜ: Bizans döneminde Neorin Kapısı (Bahçe Kapısı) ve “Porto Drungarı” (Odun Kapısı) arasındaki liman bölgesidir. Sirkeci-Eminönü sahilinin tümüyle liman olduğu söylenir. Bizans döneminde “Eugeniu” adıyla bilinen semtin “Bahçekapısı” çevresindeki nüfusun çoğunluğunu o dönemde Museviler oluşturduğundan “Porto Judeca” adını almıştır. Türkler “Çıfıt Kapısı” adını vermişlerdir.
UNKAPANI: Arapça “Kabban” adını taşıyan büyük terazilere verilen addan dolayı burası “KAPAN” olarak bilinirdi. Buraya buğday ve arpa yüklü gemiler yanaşırdı.
CİBALİ: En yaygın kabul gören anlatıya göre, semtin adı İstanbul’un fethi sırasında orduya büyük hizmetleri dokunan bir Osmanlı subayı olan Cebe Ali Bey’den gelmektedir. "Cebe" kelimesi Osmanlıcada "zırh" anlamına gelir.
FENER: Fener adı semtteki fenerden gelir.
(Fanarioti:Fenerliler)
BALAT: Balat kelimesi, Rumca "Palation" (saray) kelimesinden türetilmiştir. Latince karşılığı ise "Palatium"dur. Bu isimlendirme tesadüfi değildir; semtin hemen yakınında bulunan ve Bizans İmparatorluğu'nun son dönemlerinde kullanılan meşhur Blakhernai Sarayı (Blaherne Sarayı) nedeniyle bölge bu adla anılmaya başlanmıştır.
AYVANSARAY: Bizans döneminde bölgede bulunan ve Osmanlı zamanında "kemerli, yüksek saray" anlamına gelen "eyvan" yapılı Blaherne Sarayı'nın adının zamanla değişmesiyle ya da saray çevresinde barındırılan egzotik hayvanlar sebebiyle takılan "hayvan sarayı" isminin dönüşümüyle oluşmuştur.
DEFTERDAR: Kanuni Sultan Süleyman'ın defterdarı (Divanda mali işlere bakardı) Nazlı Mahmut Çelebi'nin yaptırdığı camiden alan semtte güzel yalı ve saraylar yer alırdı. Bu semtte en önemli yapılar arasında “Feshane” önemli yer tutar.
EYÜP: İstanbul'un Fethi'nden sonra Hz. Muhammed'in sahabelerinden Ebu Eyyub'a (Eyüp Sultan) ait olduğuna inanılan bir mezarın bulunduğu yerde inşa edilen Eyüp Sultan Camii ile çevresi önemli bir dini merkezdir. Eyüp (Kinigos=Av), eskiden av sahası olarak da bilinirdi. Piyerre-Loti kahvesi bu semttedir.
SİLAHTARAĞA: İstanbul Eyüpsultan'da bulunan Silahtarağa semti, adını Osmanlı döneminde bölgede bulunan ve Silahtar Mehmet Ağa'ya ait olan çiftlik veya köprü gibi yapılardan almıştır.
ALİBEYKÖY: İsim Kökeni: Karesi Beyliği Emirlerinden Gazi Evrenos Bey'in oğlu Ali Bey, İstanbul'un fethi sırasında gösterdiği üstün başarılar ve yararlılıklar nedeniyle Fatih Sultan Mehmet tarafından ödüllendirilmiş ve bu bölge kendisine mülk (vakıf) olarak verilmiştir.
2. ROTA: KUZEY KIYISI (Karaköy’den Kağıthane’ye)
Galata Köprüsü'nün başından başlayıp, karşı kıyı boyunca içeriye doğru ilerleyen sıralama:
KARAKÖY: En yaygın görüş, ismin bu bölgeye yerleşen Karay (Karaim) Türklerinden geldiğidir. Zamanla "Karayların Köyü" anlamına gelen Karayköy ifadesinin halk ağzında yuvarlanarak Karaköy şekline dönüştüğü düşünülmektedir.
GALATA: Haliç'in asıl kentten ayrıldığı bölüme; karşıda anlamına gelen PERAN'dan sonra, Cenevizlilerce Galata denmiştir. Grekçe'de süt anlamına gelen “Gala”nın “Galaktos”tan geldiğini düşünen araştırmacıların bu düşüncesini Evliya Çelebi'de doğrular. Bazı araştırmacılar da semtin adının İtalyanca'da Calata'dan (Eğimli alan) geldiğini belirtirler.
Burada bulunan Galata Kulesi MS 507'de Bizans İmparatoru Justinianos tarafından inşa ettirilen, 1348'de Cenevizlilerce "Christea Turris" (Kutsal Haç Kulesi) adıyla yeniden yapılan, Osmanlı'da fener, zindan ve yangın kulesi olarak kullanılan tarihi yapıdır.
Bazı söylentiler kulenin Bizans'in ilk imparatoru Zenon(Zeno) döneminden beri İstanbul'a gözcülük ettiği yönünde.
KASIMPAŞA: Kasımpaşa semtinin adı, Osmanlı İmparatoru II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde görev yapmış olan devlet adamı Güzelce Kasım Paşa'dan gelmektedir.
HASKÖY: İsmi, Fatih Sultan Mehmed'in kuşatma sırasında otağını burada kurması nedeniyle "hükümdara özgü/has" anlamına gelen "has" kelimesinden veya bölgedeki "has bahçelerden" türemiştir. Bir diğer rivayet ise, bölgedeki Paraskevi Kilisesi'nden dolayı "Parasköy" denilen ismin Hasköy'e dönüştüğüdür.
AYNALIKAVAK: Haliç kıyılarını yıllarca süsleyen Aynalıkavak Kasrı’ndan adını almış bir semttir. Adını III. Ahmet'e Venedik'ten gönderilen ve saraya yerleştirilen aynalardan almıştır (Kavak uzunluğunda aynalar).
PİRİ PAŞA: Adını Piri Mehmed Paşa'dan (Vezir-i Azam) alır. Osmanlı Devleti’nin en saygın devlet adamlarından biridir.
HALICIOĞLU: Semtin ismi, 18. yüzyılda burada yaşamış ve bölgenin kalkınmasında büyük rol oynamış olan Halıcıoğlu Abdizade Mahmut Efendi'den gelmektedir. Mahmut Efendi'nin ailesi halı ticaretiyle uğraştığı için "Halıcıoğlu" lakabıyla anılırdı.
SÜTLÜCE: Osmanlı döneminde Haliç’in üst kısımları, İstanbul’un süt ve süt ürünleri ihtiyacını karşılayan önemli bir merkezdi. Semtte çok sayıda mandıra bulunması bölgenin "Sütlüce" olarak anılmasına neden olmuştur.
KAĞITHANE: Tarihçiler burada kâğıt değirmeninin ve Kâğıthane'nin bulunduğunu, bugünkü adının oradan geldiğini belirtirler. III. Ahmet döneminin Lale Devri ile görkemli bir yaşama sahne olmuştur.
3. İÇ KESİMLER VE SIRTLAR (Haliç’e Tepeden Bakanlar)
Kıyı şeridinin hemen arkasında yer alan semtler:
BEYOĞLU: Bizans döneminde yerleşim alanı olmayan bu bölgeye PERA yani PERAN BAĞLARI deniliyordu. Rivayete göre Fatih zamanında Pontus prenslerinden Aleksios Komnen burada oturmuştur. Kanuni zamanında Venedik elçisinin oğlu Luigi Giritti'ye Türklerin “Bey oğlu” demesiyle ismin yerleştiği de söylenir.
ŞİŞHANE: Bölgede geçmişte cam ve şişe üretimi yapılan imalathanelerin bulunması nedeniyle buraya "Şişehane" denildiği rivayet edilir.
OKMEYDANI: Fetihten sonra Padişah (Fatih Sultan Mehmet), bu geniş alanı okçulara vakfetmiş ve bölgenin başka amaçla kullanılmasını yasaklamıştır.
VEFA: Adını, 15. yüzyılda burada yaşamış olan büyük mutasavvıf Şeyh Ebu’l Vefa’dan alır.
FATİH: Fatih semtinin adı, İstanbul'u fetheden yedinci Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed'den gelmektedir.
ZEYREK: Adını Fatih Sultan Mehmed döneminin ünlü alimi Molla Zeyrek'ten almaktadır.
KARAGÜMRÜK: Şehrin kara surlarından içeri giren malların denetlendiği ve gümrük vergilerinin toplandığı bir merkez olduğu için bu ismi almıştır.
EDİRNEKAPI: Osmanlı devleti zamanında İstanbul'an Edirne'ye gidenlerin çıkış, Trakya'dan gelenlerin ise giriş yaptığı yer olması nedeniyle bu adı almıştır.
HALİÇ'TE BAZI TARİHİ ESERLER
Nusret Karaca
Haliç kıyıları, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, her köşesinde ayrı bir hikâye barındıran eşsiz bir açık hava müzesi gibidir. Sahil boyunca sıralanan dini yapılar, saraylar, endüstriyel miras örnekleri ve eğitim kurumları, İstanbul’un çok katmanlı tarihini yansıtır.
Haliç'te yer alan bazı yapıları, içeriklerine ve işlevlerine göre şu şekilde kategorize edebiliriz:
DİNİ YAPILAR (Külliyeler ve Manevi Merkezler)
Haliç’in her iki yakasında inanç turizmi ve manevi derinlik açısından öne çıkan yapılar.
Eyüp Sultan Camii ve Külliyesi: İstanbul’un fethinden sonra inşa edilen ilk külliyelerden biridir. Hz. Muhammed'i Medine'de misafir eden Ebu Eyyub el-Ensari’nin türbesini merkez alan bu yapı, Osmanlı padişahlarının kılıç kuşanma törenlerine ev sahipliği yapmasıyla imparatorluk protokolünde en üst sırada yer almıştır.
Sveti Stefan Kilisesi (Demir Kilise): Balat’ta bulunan, dünyadaki tamamen demirden yapılmış tek prefabrik kilisedir. 19. yüzyılda zemin sorunları nedeniyle hafif olması için Viyana'da dökülüp, parçalar halinde Tuna Nehri ve Karadeniz üzerinden gemilerle getirilerek Haliç kıyısına monte edilmiştir.
Gül Camii (Aya Theodosia Kilisesi): Cibali’de bulunan, fetihten sonra camiye çevrilen eski bir Bizans kilisesidir. Efsaneye göre, fetihten bir gün önce (Azize Theodosia yortusunda) kilisenin içi güllerle donatıldığı için Osmanlılar tarafından bu isimle anılmaya başlanmıştır.
Zal Mahmut Paşa Külliyesi: Eyüpsultan kıyısında yer alan bir Mimar Sinan eseridir. Cami, iki medrese ve türbeden oluşan bu yapı, Sinan’ın mimari dehasını yansıtan kademeli cephesi ve geniş avlusuyla "Haliç’in Silüeti"ndeki en vakur duraklardan biridir.
Fener Rum Patrikhanesi (Aya Yorgi Kilisesi): Ortodoks dünyasının manevi merkezi kabul edilir. İçinde bulunan ve 5. yüzyıla tarihlendirilen "Patriklik Tahtı", Bizans döneminden kalan tarihi relikleri ve altın varaklı ikonostasisi ile dünya inanç tarihinin en kritik yapılarındandır.
Şah Sultan Külliyesi: Mimar Sinan tarafından Kanuni Sultan Süleyman’ın kız kardeşi Şah Sultan için Eyüpsultan’da denize sıfır inşa edilmiştir. Külliyenin haziresi, dönemin önemli devlet adamlarının mezarlarıyla bir açık hava müzesi niteliğindedir.
Arap Camii:İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde, Galata semtinde yer alır.
Rivayete göre cami, 717 yılında İstanbul'u kuşatan Emevi ordusunun komutanı Mesleme bin Abdülmelik tarafından yaptırılmıştır ve İstanbul'daki ilk cami olma özelliğini taşır.Bugünkü mimari verilere göre mevcut binanın 14. yüzyılda Cenevizliler tarafından inşa edilen San Domenico Kilisesi olduğunu göstermektedir.Yapı1453 yılında İstanbul'un fethinden sonra camiye çevrilir.
Sadabad Camii:İstanbul’un Kağıthane semtinde, Kağıthane Deresi kıyısında yer alır.
İlk İnşa 1722 tarihli. Lale Devri'nde Sultan III. Ahmed döneminde, Sadabad Sarayı ile birlikte inşa edildi. 1730'daki Patrona Halil İsyanı'nda sarayla birlikte büyük zarar görüp yıkıldı.
Sultan III. Selim tarafından onarılsa da zamanla harap olur.Daha sonra Sultan II. Mahmud camiyi ve sarayı yeniden inşa ettirir.
Günümüzdeki mevcut yapı:1863 tarihinini gosteriyor.
Cami, Sultan Abdülaziz tarafından tamamen yıktırılarak yeniden yaptırılmıştır.Bu sebeple yapıya "Aziziye Camii"de denir.
SARAYLAR, SAVUNMA YAPILARI ve SİVİL MİMARİ
Hükümet merkezlerinden mahalle kültürünü yansıtan konutlara kadar uzanan yapılar.
Aynalıkavak Kasrı: Eskiden Okmeydanı'ndan Haliç'e kadar uzanan devasa "Tersane Sarayı"ndan günümüze kalan tek bölümdür. 18. yüzyıl Rokoko tarzı süslemeleri ve Sultan III. Selim’in bestelerini yaptığı bir Türk musikisi merkezi olmasıyla bilinir.
Tekfur Sarayı: Blaherne Sarayı kompleksinin ayakta kalan tek bölümüdür. Dış cephesindeki taş ve tuğla işçiliği, Bizans sivil mimarisinin zirvesini temsil eder. Osmanlı döneminde ise burada ünlü Tekfur Sarayı çinileri üretilmiştir.
Blaherne Sarayı ve Surlar: Bizans’ın son dönem yönetim merkezi olan bu kompleks, Haliç’i koruyan savunma hattının kilit noktasıydı. İstanbul’un kuşatmalara karşı direndiği bu devasa duvarlar, tarih boyunca stratejik bir önem taşımıştır.
Galata Kulesi:Kule,1348 yılında Cenevizliler tarafından yapılmıştır.Bazı söylentiler kulenin Bizans'in ilk imparatoru Zenon (Zeno) döneminden beri İstanbul'a gözcülük ettiği yönünde.
Bulgar Metohisi (Sveti Ivan Rilski): Demir Kilise’nin tam karşısında yer alan, din görevlilerinin konaklaması için yapılmış görkemli bir konaktır. Neoklasik mimarisiyle Balat sahilinin en şık yapılarından biridir.
Tarihi Balat Evleri: Musevi, Rum ve Türk kültürünün iç içe geçtiği bölgenin sosyal dokusunu yansıtır. Genellikle üç katlı, dar cepheli, cumbalı ve rengli boyanmış bu evler, İstanbul’un kaybolmaya yüz tutmuş mahalle kültürünü canlı tutmaktadır.
EĞİTİM ve KÜLTÜR YAPILARI
Okullar, kütüphaneler ve günümüzde kültür merkezine dönüşen tarihi mekanlar.
Fener Rum Lisesi (Kırmızı Mektep): Mimar Periklis Fotiadis tarafından Fransa’dan getirilen kırmızı tuğlalarla inşa edilmiştir. Şato benzeri heybetli kubbesiyle Haliç’in her yerinden görülebilen bu okul, bölgenin en ikonik silüetidir.
Hüsrev Paşa Kütüphanesi: Eyüp’teki tek müstakil Osmanlı kütüphanesidir. 1839 yılında inşa edilen bu yapı, dönemin devlet adamı Hüsrev Paşa'nın geniş kitap koleksiyonuna ev sahipliği yapmak üzere tasarlanmıştır.
Hasan Hüsnü Paşa Kütüphanesi: 1894 yılında Bahriye Nazırı tarafından yaptırılmıştır. Barok üslubundaki mimarisiyle dikkat çeken yapının içindeki nadide eserler, daha sonra koruma amacıyla Hüsrev Paşa Kütüphanesi'ne aktarılmıştır.
Cafer Paşa Medresesi: Bir başka Mimar Sinan eseridir. Klasik Osmanlı medrese mimarisinin güzel bir örneği olan bu mekan, günümüzde el sanatları atölyeleri ve sergi alanlarıyla yaşayan bir kültür merkezi kimliği kazanmıştır.
Cibali Tütün Fabrikası (Kadir Has Üniversitesi): 1884 yapımı eski bir sanayi tesisidir. Cumhuriyet döneminde "Tekel" olarak hizmet veren fabrika, ödüllü bir restorasyon projesiyle üniversiteye dönüştürülerek endüstriyel mirasın eğitime kazandırılmasının dünyadaki öncü örneklerinden biri olmuştur.
ENDÜSTRİYEL ve KÜLTÜREL MİRAS
Osmanlı'nın sanayileşme adımlarını ve denizcilik tarihini temsil eden yapılar.
Artistanbul Feshane: Osmanlı ordusunun fes ve yünlü kumaş ihtiyacı için kurulan ilk dokuma fabrikasıdır. Bugün, geniş holleri ve Haliç'e bakan bahçesiyle İstanbul’un en büyük sanat ve sergi merkezlerinden biri olarak hizmet vermektedir.
Rahmi M. Koç Müzesi (Lengerhane Binası): Eski bir gemi zinciri dökümhanesi (Lengerhane) ve Hasköy Tersanesi üzerine kurulmuştur. Sanayi tarihine ışık tutan koleksiyonuyla, objelerin devasa makinelerden ulaşım araçlarına kadar uzandığı bir teknoloji hazinesidir.
Aynalıkavak ve Kasımpaşa Tersaneleri: Fatih Sultan Mehmet tarafından 1455'te temelleri atılan "Tersane-i Amire"nin mirasçılarıdır. Burası, bir zamanlar dünyanın en büyük denizcilik üslerinden biri olup, kadırgalardan kalyonlara kadar Osmanlı donanmasının inşa edildiği kalpti.
Nusret Karaca
İstanbul: Bir Masal Kenti
Dünyanın en güzel kentlerinden biri İstanbul… Doğasıyla, tarihiyle Doğu Roma’ya (Bizans) ve Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik etmiş; iki kıtada toprağı olan, Asya ile Avrupa kıtalarını birleştiren bir metropol ve sanayi merkezi. Ressamlara, şairlere, yazarlara ve bestekârlara ilham kaynağı olmuş bir dünya güzeli; adeta bir masal kenti…
Bu İstanbul’un; bu aşklar ve âşıklar kentinin her bir semtinin kendine özgü bir gizemi, bir güzelliği vardır. Tabii bu semtlerin kendine has sevdaları da... İşte ben de bu semtler içinde, Haliç’te yetişmiş bir Haliç sevdalısıyım. Bir eleştirmen tarafından, orada geçen bir ömrün destanı olarak nitelendirilmişti yapıtım: “Ben Haliç’in Çocuğuyum.”
Haliç’in İsim Serüveni ve Coğrafyası:
Haliç; Batı dillerinde Golden Horn (Altın Boynuz), Fransızcada Corne d'Or, Almancada ise Goldenes Horn olarak bilinir. Arapça kökenli bir kelime olan "Haliç", “İç Liman” anlamına gelir ve İstanbul’un fethinden sonra bu adı almıştır.
Jeomorfolojik olarak Haliç; denize ulaşan akarsu yatağının veya yataklarının çökmesi sonucunda denizin bu bölgeyi doldurmasıyla oluşan bir havzadır. Fatih Sultan Mehmet’in yeni bir çağ açan İstanbul fethinde stratejik bir rol oynamış, adeta bir tarih hatırasıdır.
Mitolojik Efsaneler: IO ve Keroessa
Hakkında çeşitli rivayetler anlatılır. Bir efsaneye göre:
Zeus, Io adlı bir kıza âşık olur. Bu ilişkiyi fark eden eşi Hera'nın gazabından korumak için Zeus, Io’yu bir ineğe dönüştürür (*).
Hera’nın musallat ettiği bir sinekten kaçan Io, İstanbul Boğazı’nı geçer. Bu sebeple Boğaz, “İnek Geçidi” anlamına gelen Bosphorus adıyla anılmaya başlar.
Io, Haliç’e gelir ve burada bir kız çocuğu dünyaya getirir; adını Keroessa koyar. Bu isim zamanla "Boynuz" anlamına gelen Keras'a dönüşür.
Keroessa, su perisi Sermestra tarafından büyütülür ve denizler tanrısı Poseidon ile evlenir. Bu evlilikten doğan Byzas, İstanbul’un kurucusu olur.
Bereketin Simgesi: Gümüş Palamutlar
Bir başka efsaneye göre; Avrupa ve Asya yakalarını ayıran en dar yer olan Khalkedon (Kadıköy) yakınlarında, dipten yüzeye doğru parıldayan bir kaya vardır. Bu kayayı aniden gören palamut sürüleri ürkerek Haliç’e, Byzantion Burnu’na yönelirler. Haliç’in "Altın Boynuz" olarak anılmasının bir sebebi de bu gümüş gibi parlayan balık bolluğudur.
Ünlü coğrafyacı Strabon'a göre; akıntı palamutları sürüler halinde Haliç’e zorladığı için bu dar bölgede balıklar elle bile yakalanabilirdi. Antik Çağ’ın meyve dolu "bereket boynuzu", Haliç’te palamut dolu bir bereket boynuzuna dönüşmüştür.
Tarih ve Dönüşüm:
Haliç, tarih boyunca farklı isimlerle anılmıştır:
Haliç-i Konstantiniyye: Osmanlı’nın ilk yılları.
Haliç-i Dersaadet: Fetih’ten sonraki süreç.
Fiziksel Özellikler ve Temizlik Çalışmaları:
Her iki yakasının toplam uzunluğu 16 km’dir. Atatürk ve Galata köprüleri arasındaki derinlik, modern düzenlemeler öncesi 40-45 metreyken; Halıcıoğlu, Silahtarağa, Alibeyköy ve Kağıthane’ye doğru derinlik 5 metreyi aşmıyordu.
Bedrettin Dalan’ın belediye başkanlığı döneminde büyük bir temizlik projesi başlatıldı. Kıyıdaki birçok sanayi yapısı istimlâk edildi; Eyüp SSK Hastanesi ilerisindeki Çeltik Mahallesi’nde bulunan gecekondular boşaltıldı. Daha sonra gelen yönetimlerin de sürdürdüğü "Güzelleştirme ve Yenileme" çalışmaları, Haliç’i bugünkü estetik görünümüne kavuşturdu.
(*) Not: Zeus, Hera’nın sinek musallat ettiği Io’yu korumak için onu inek şekline sokar. Mitoloji sözlüklerinde Hera’nın gözlerinin "inek gözü" kadar iri ve güzel olduğu yazar (Boopis).
HALİÇ KIYILARINDA DOLAŞMAK
Nusret Karaca8
Haliç'te semtleri Güney Kıyısı (Tarihi Yarımada tarafı) ve Kuzey Kıyısı (Beyoğlu/Haliç tarafı) olarak iki ana rota halinde sıralarsak;
1. ROTA: GÜNEY KIYISI (Eminönü’nden Alibeyköy’e)
Tarihi Yarımada'nın kıyılarını takip ederek Haliç'in içlerine doğru ilerleyen sıralama şöyledir:
EMİNÖNÜ: Bizans döneminde Neorin Kapısı (Bahçe Kapısı) ve “Porto Drungarı” (Odun Kapısı) arasındaki liman bölgesidir. Sirkeci-Eminönü sahilinin tümüyle liman olduğu söylenir. Bizans döneminde “Eugeniu” adıyla bilinen semtin “Bahçekapısı” çevresindeki nüfusun çoğunluğunu o dönemde Museviler oluşturduğundan “Porto Judeca” adını almıştır. Türkler “Çıfıt Kapısı” adını vermişlerdir.
UNKAPANI: Arapça “Kabban” adını taşıyan büyük terazilere verilen addan dolayı burası “KAPAN” olarak bilinirdi. Buraya buğday ve arpa yüklü gemiler yanaşırdı.
CİBALİ: En yaygın kabul gören anlatıya göre, semtin adı İstanbul’un fethi sırasında orduya büyük hizmetleri dokunan bir Osmanlı subayı olan Cebe Ali Bey’den gelmektedir. "Cebe" kelimesi Osmanlıcada "zırh" anlamına gelir.
FENER: Fener adı semtteki fenerden gelir.
(Fanarioti:Fenerliler)
BALAT: Balat kelimesi, Rumca "Palation" (saray) kelimesinden türetilmiştir. Latince karşılığı ise "Palatium"dur. Bu isimlendirme tesadüfi değildir; semtin hemen yakınında bulunan ve Bizans İmparatorluğu'nun son dönemlerinde kullanılan meşhur Blakhernai Sarayı (Blaherne Sarayı) nedeniyle bölge bu adla anılmaya başlanmıştır.
AYVANSARAY: Bizans döneminde bölgede bulunan ve Osmanlı zamanında "kemerli, yüksek saray" anlamına gelen "eyvan" yapılı Blaherne Sarayı'nın adının zamanla değişmesiyle ya da saray çevresinde barındırılan egzotik hayvanlar sebebiyle takılan "hayvan sarayı" isminin dönüşümüyle oluşmuştur.
DEFTERDAR: Kanuni Sultan Süleyman'ın defterdarı (Divanda mali işlere bakardı) Nazlı Mahmut Çelebi'nin yaptırdığı camiden alan semtte güzel yalı ve saraylar yer alırdı. Bu semtte en önemli yapılar arasında “Feshane” önemli yer tutar.
EYÜP: İstanbul'un Fethi'nden sonra Hz. Muhammed'in sahabelerinden Ebu Eyyub'a (Eyüp Sultan) ait olduğuna inanılan bir mezarın bulunduğu yerde inşa edilen Eyüp Sultan Camii ile çevresi önemli bir dini merkezdir. Eyüp (Kinigos=Av), eskiden av sahası olarak da bilinirdi. Piyerre-Loti kahvesi bu semttedir.
SİLAHTARAĞA: İstanbul Eyüpsultan'da bulunan Silahtarağa semti, adını Osmanlı döneminde bölgede bulunan ve Silahtar Mehmet Ağa'ya ait olan çiftlik veya köprü gibi yapılardan almıştır.
ALİBEYKÖY: İsim Kökeni: Karesi Beyliği Emirlerinden Gazi Evrenos Bey'in oğlu Ali Bey, İstanbul'un fethi sırasında gösterdiği üstün başarılar ve yararlılıklar nedeniyle Fatih Sultan Mehmet tarafından ödüllendirilmiş ve bu bölge kendisine mülk (vakıf) olarak verilmiştir.
2. ROTA: KUZEY KIYISI (Karaköy’den Kağıthane’ye)
Galata Köprüsü'nün başından başlayıp, karşı kıyı boyunca içeriye doğru ilerleyen sıralama:
KARAKÖY: En yaygın görüş, ismin bu bölgeye yerleşen Karay (Karaim) Türklerinden geldiğidir. Zamanla "Karayların Köyü" anlamına gelen Karayköy ifadesinin halk ağzında yuvarlanarak Karaköy şekline dönüştüğü düşünülmektedir.
GALATA: Haliç'in asıl kentten ayrıldığı bölüme; karşıda anlamına gelen PERAN'dan sonra, Cenevizlilerce Galata denmiştir. Grekçe'de süt anlamına gelen “Gala”nın “Galaktos”tan geldiğini düşünen araştırmacıların bu düşüncesini Evliya Çelebi'de doğrular. Bazı araştırmacılar da semtin adının İtalyanca'da Calata'dan (Eğimli alan) geldiğini belirtirler.
Burada bulunan Galata Kulesi MS 507'de Bizans İmparatoru Justinianos tarafından inşa ettirilen, 1348'de Cenevizlilerce "Christea Turris" (Kutsal Haç Kulesi) adıyla yeniden yapılan, Osmanlı'da fener, zindan ve yangın kulesi olarak kullanılan tarihi yapıdır.
Bazı söylentiler kulenin Bizans'in ilk imparatoru Zenon(Zeno) döneminden beri İstanbul'a gözcülük ettiği yönünde.
KASIMPAŞA: Kasımpaşa semtinin adı, Osmanlı İmparatoru II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde görev yapmış olan devlet adamı Güzelce Kasım Paşa'dan gelmektedir.
HASKÖY: İsmi, Fatih Sultan Mehmed'in kuşatma sırasında otağını burada kurması nedeniyle "hükümdara özgü/has" anlamına gelen "has" kelimesinden veya bölgedeki "has bahçelerden" türemiştir. Bir diğer rivayet ise, bölgedeki Paraskevi Kilisesi'nden dolayı "Parasköy" denilen ismin Hasköy'e dönüştüğüdür.
AYNALIKAVAK: Haliç kıyılarını yıllarca süsleyen Aynalıkavak Kasrı’ndan adını almış bir semttir. Adını III. Ahmet'e Venedik'ten gönderilen ve saraya yerleştirilen aynalardan almıştır (Kavak uzunluğunda aynalar).
PİRİ PAŞA: Adını Piri Mehmed Paşa'dan (Vezir-i Azam) alır. Osmanlı Devleti’nin en saygın devlet adamlarından biridir.
HALICIOĞLU: Semtin ismi, 18. yüzyılda burada yaşamış ve bölgenin kalkınmasında büyük rol oynamış olan Halıcıoğlu Abdizade Mahmut Efendi'den gelmektedir. Mahmut Efendi'nin ailesi halı ticaretiyle uğraştığı için "Halıcıoğlu" lakabıyla anılırdı.
SÜTLÜCE: Osmanlı döneminde Haliç’in üst kısımları, İstanbul’un süt ve süt ürünleri ihtiyacını karşılayan önemli bir merkezdi. Semtte çok sayıda mandıra bulunması bölgenin "Sütlüce" olarak anılmasına neden olmuştur.
KAĞITHANE: Tarihçiler burada kâğıt değirmeninin ve Kâğıthane'nin bulunduğunu, bugünkü adının oradan geldiğini belirtirler. III. Ahmet döneminin Lale Devri ile görkemli bir yaşama sahne olmuştur.
3. İÇ KESİMLER VE SIRTLAR (Haliç’e Tepeden Bakanlar)
Kıyı şeridinin hemen arkasında yer alan semtler:
BEYOĞLU: Bizans döneminde yerleşim alanı olmayan bu bölgeye PERA yani PERAN BAĞLARI deniliyordu. Rivayete göre Fatih zamanında Pontus prenslerinden Aleksios Komnen burada oturmuştur. Kanuni zamanında Venedik elçisinin oğlu Luigi Giritti'ye Türklerin “Bey oğlu” demesiyle ismin yerleştiği de söylenir.
ŞİŞHANE: Bölgede geçmişte cam ve şişe üretimi yapılan imalathanelerin bulunması nedeniyle buraya "Şişehane" denildiği rivayet edilir.
OKMEYDANI: Fetihten sonra Padişah (Fatih Sultan Mehmet), bu geniş alanı okçulara vakfetmiş ve bölgenin başka amaçla kullanılmasını yasaklamıştır.
VEFA: Adını, 15. yüzyılda burada yaşamış olan büyük mutasavvıf Şeyh Ebu’l Vefa’dan alır.
FATİH: Fatih semtinin adı, İstanbul'u fetheden yedinci Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed'den gelmektedir.
ZEYREK: Adını Fatih Sultan Mehmed döneminin ünlü alimi Molla Zeyrek'ten almaktadır.
KARAGÜMRÜK: Şehrin kara surlarından içeri giren malların denetlendiği ve gümrük vergilerinin toplandığı bir merkez olduğu için bu ismi almıştır.
EDİRNEKAPI: Osmanlı devleti zamanında İstanbul'an Edirne'ye gidenlerin çıkış, Trakya'dan gelenlerin ise giriş yaptığı yer olması nedeniyle bu adı almıştır.
HALİÇ'TE BAZI TARİHİ ESERLER
Nusret Karaca
Haliç kıyıları, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, her köşesinde ayrı bir hikâye barındıran eşsiz bir açık hava müzesi gibidir. Sahil boyunca sıralanan dini yapılar, saraylar, endüstriyel miras örnekleri ve eğitim kurumları, İstanbul’un çok katmanlı tarihini yansıtır.
Haliç'te yer alan bazı yapıları, içeriklerine ve işlevlerine göre şu şekilde kategorize edebiliriz:
DİNİ YAPILAR (Külliyeler ve Manevi Merkezler)
Haliç’in her iki yakasında inanç turizmi ve manevi derinlik açısından öne çıkan yapılar.
Eyüp Sultan Camii ve Külliyesi: İstanbul’un fethinden sonra inşa edilen ilk külliyelerden biridir. Hz. Muhammed'i Medine'de misafir eden Ebu Eyyub el-Ensari’nin türbesini merkez alan bu yapı, Osmanlı padişahlarının kılıç kuşanma törenlerine ev sahipliği yapmasıyla imparatorluk protokolünde en üst sırada yer almıştır.
Sveti Stefan Kilisesi (Demir Kilise): Balat’ta bulunan, dünyadaki tamamen demirden yapılmış tek prefabrik kilisedir. 19. yüzyılda zemin sorunları nedeniyle hafif olması için Viyana'da dökülüp, parçalar halinde Tuna Nehri ve Karadeniz üzerinden gemilerle getirilerek Haliç kıyısına monte edilmiştir.
Gül Camii (Aya Theodosia Kilisesi): Cibali’de bulunan, fetihten sonra camiye çevrilen eski bir Bizans kilisesidir. Efsaneye göre, fetihten bir gün önce (Azize Theodosia yortusunda) kilisenin içi güllerle donatıldığı için Osmanlılar tarafından bu isimle anılmaya başlanmıştır.
Zal Mahmut Paşa Külliyesi: Eyüpsultan kıyısında yer alan bir Mimar Sinan eseridir. Cami, iki medrese ve türbeden oluşan bu yapı, Sinan’ın mimari dehasını yansıtan kademeli cephesi ve geniş avlusuyla "Haliç’in Silüeti"ndeki en vakur duraklardan biridir.
Fener Rum Patrikhanesi (Aya Yorgi Kilisesi): Ortodoks dünyasının manevi merkezi kabul edilir. İçinde bulunan ve 5. yüzyıla tarihlendirilen "Patriklik Tahtı", Bizans döneminden kalan tarihi relikleri ve altın varaklı ikonostasisi ile dünya inanç tarihinin en kritik yapılarındandır.
Şah Sultan Külliyesi: Mimar Sinan tarafından Kanuni Sultan Süleyman’ın kız kardeşi Şah Sultan için Eyüpsultan’da denize sıfır inşa edilmiştir. Külliyenin haziresi, dönemin önemli devlet adamlarının mezarlarıyla bir açık hava müzesi niteliğindedir.
Arap Camii:İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde, Galata semtinde yer alır.
Rivayete göre cami, 717 yılında İstanbul'u kuşatan Emevi ordusunun komutanı Mesleme bin Abdülmelik tarafından yaptırılmıştır ve İstanbul'daki ilk cami olma özelliğini taşır.Bugünkü mimari verilere göre mevcut binanın 14. yüzyılda Cenevizliler tarafından inşa edilen San Domenico Kilisesi olduğunu göstermektedir.Yapı1453 yılında İstanbul'un fethinden sonra camiye çevrilir.
Sadabad Camii:İstanbul’un Kağıthane semtinde, Kağıthane Deresi kıyısında yer alır.
İlk İnşa 1722 tarihli. Lale Devri'nde Sultan III. Ahmed döneminde, Sadabad Sarayı ile birlikte inşa edildi. 1730'daki Patrona Halil İsyanı'nda sarayla birlikte büyük zarar görüp yıkıldı.
Sultan III. Selim tarafından onarılsa da zamanla harap olur.Daha sonra Sultan II. Mahmud camiyi ve sarayı yeniden inşa ettirir.
Günümüzdeki mevcut yapı:1863 tarihinini gosteriyor.
Cami, Sultan Abdülaziz tarafından tamamen yıktırılarak yeniden yaptırılmıştır.Bu sebeple yapıya "Aziziye Camii"de denir.
SARAYLAR, SAVUNMA YAPILARI ve SİVİL MİMARİ
Hükümet merkezlerinden mahalle kültürünü yansıtan konutlara kadar uzanan yapılar.
Aynalıkavak Kasrı: Eskiden Okmeydanı'ndan Haliç'e kadar uzanan devasa "Tersane Sarayı"ndan günümüze kalan tek bölümdür. 18. yüzyıl Rokoko tarzı süslemeleri ve Sultan III. Selim’in bestelerini yaptığı bir Türk musikisi merkezi olmasıyla bilinir.
Tekfur Sarayı: Blaherne Sarayı kompleksinin ayakta kalan tek bölümüdür. Dış cephesindeki taş ve tuğla işçiliği, Bizans sivil mimarisinin zirvesini temsil eder. Osmanlı döneminde ise burada ünlü Tekfur Sarayı çinileri üretilmiştir.
Blaherne Sarayı ve Surlar: Bizans’ın son dönem yönetim merkezi olan bu kompleks, Haliç’i koruyan savunma hattının kilit noktasıydı. İstanbul’un kuşatmalara karşı direndiği bu devasa duvarlar, tarih boyunca stratejik bir önem taşımıştır.
Galata Kulesi:Kule,1348 yılında Cenevizliler tarafından yapılmıştır.Bazı söylentiler kulenin Bizans'in ilk imparatoru Zenon (Zeno) döneminden beri İstanbul'a gözcülük ettiği yönünde.
Bulgar Metohisi (Sveti Ivan Rilski): Demir Kilise’nin tam karşısında yer alan, din görevlilerinin konaklaması için yapılmış görkemli bir konaktır. Neoklasik mimarisiyle Balat sahilinin en şık yapılarından biridir.
Tarihi Balat Evleri: Musevi, Rum ve Türk kültürünün iç içe geçtiği bölgenin sosyal dokusunu yansıtır. Genellikle üç katlı, dar cepheli, cumbalı ve rengli boyanmış bu evler, İstanbul’un kaybolmaya yüz tutmuş mahalle kültürünü canlı tutmaktadır.
EĞİTİM ve KÜLTÜR YAPILARI
Okullar, kütüphaneler ve günümüzde kültür merkezine dönüşen tarihi mekanlar.
Fener Rum Lisesi (Kırmızı Mektep): Mimar Periklis Fotiadis tarafından Fransa’dan getirilen kırmızı tuğlalarla inşa edilmiştir. Şato benzeri heybetli kubbesiyle Haliç’in her yerinden görülebilen bu okul, bölgenin en ikonik silüetidir.
Hüsrev Paşa Kütüphanesi: Eyüp’teki tek müstakil Osmanlı kütüphanesidir. 1839 yılında inşa edilen bu yapı, dönemin devlet adamı Hüsrev Paşa'nın geniş kitap koleksiyonuna ev sahipliği yapmak üzere tasarlanmıştır.
Hasan Hüsnü Paşa Kütüphanesi: 1894 yılında Bahriye Nazırı tarafından yaptırılmıştır. Barok üslubundaki mimarisiyle dikkat çeken yapının içindeki nadide eserler, daha sonra koruma amacıyla Hüsrev Paşa Kütüphanesi'ne aktarılmıştır.
Cafer Paşa Medresesi: Bir başka Mimar Sinan eseridir. Klasik Osmanlı medrese mimarisinin güzel bir örneği olan bu mekan, günümüzde el sanatları atölyeleri ve sergi alanlarıyla yaşayan bir kültür merkezi kimliği kazanmıştır.
Cibali Tütün Fabrikası (Kadir Has Üniversitesi): 1884 yapımı eski bir sanayi tesisidir. Cumhuriyet döneminde "Tekel" olarak hizmet veren fabrika, ödüllü bir restorasyon projesiyle üniversiteye dönüştürülerek endüstriyel mirasın eğitime kazandırılmasının dünyadaki öncü örneklerinden biri olmuştur.
ENDÜSTRİYEL ve KÜLTÜREL MİRAS
Osmanlı'nın sanayileşme adımlarını ve denizcilik tarihini temsil eden yapılar.
Artistanbul Feshane: Osmanlı ordusunun fes ve yünlü kumaş ihtiyacı için kurulan ilk dokuma fabrikasıdır. Bugün, geniş holleri ve Haliç'e bakan bahçesiyle İstanbul’un en büyük sanat ve sergi merkezlerinden biri olarak hizmet vermektedir.
Rahmi M. Koç Müzesi (Lengerhane Binası): Eski bir gemi zinciri dökümhanesi (Lengerhane) ve Hasköy Tersanesi üzerine kurulmuştur. Sanayi tarihine ışık tutan koleksiyonuyla, objelerin devasa makinelerden ulaşım araçlarına kadar uzandığı bir teknoloji hazinesidir.
Aynalıkavak ve Kasımpaşa Tersaneleri: Fatih Sultan Mehmet tarafından 1455'te temelleri atılan "Tersane-i Amire"nin mirasçılarıdır. Burası, bir zamanlar dünyanın en büyük denizcilik üslerinden biri olup, kadırgalardan kalyonlara kadar Osmanlı donanmasının inşa edildiği kalpti.
Son düzenleme: